Önce 1875`de Sarkis Balyan`ın yaptığı Akaretler Sıra Evlerinin restorasyonu bitti. Şair Nedim Caddesi`nden Beşiktaş sahile inerken ilk tepkimiz, ne kadar güzel olmuş idi. Tertemiz dış cepheli, aslına uygun restore edilmiş ünlü Akaretler`in Sıra Evleri, estetik duruşları ile hoş bir intiba bırakıyordu. Sonra bu evlerin giriş katlarında adını sanını çok kimsenin bilmediği markalar mağazalarını kondurmaya başladılar. Ayıp demeyip sokakta yürüyen insanların konuşmalarına kulak verirseniz: "Burası Nişantaşı’nı geçmiş..." ya da " Ne olmuş bu caddeye böyle? " gibi nidalara tanık olabilirsiniz.
Bu yapıların sizde uyandırdığı bir şeylerde bir terslik var hissiyle Denizcilik Müzesi`ni solda bırakıp sahile doğru yürürken bir anda sarsılıyorsunuz. Yani en azından ben hala sarsılıyorum. Çünkü Dolmabahçe Sarayı`nın karşı komşusu eski tütün deposu orada yok. Yıkılan eski tütün deposunun olmayan kalıntısı tarif edilemez bir boşluk duygusu uyandırıyor insanda. Aylar geçmesine rağmen hala oradaki boşluğu her fark edişimde düşüyorum gibi hissediyorum. Yerine lüks bir otel yapılacağını Haber34`den duyurmuştuk. Denizin hemen dibinde bir lüks otel İskele oradayken nasıl olacak derken, artık İskele de her an kalkabilir diye düşünür oldum.
Bütün bunlardan kurtulup sahilde bir çay içeyim diye iskelenin yanındaki çay bahçesine gidebilirdiniz. Gidebilirdiniz diyorum çünkü bu hafta itibariyle o da yıkıldı. Yıllarca sayısız kez oturduğumuz, bilmem kaç arkadaşımızı beklediğimiz ya da kaç vapuru kaçırıp da yenisi gelinceye kadar çay molası verdiğimiz çay bahçesi artık yok. Beşiktaş`a aşina olmayanların denize en yakın taburelerde oturup vapur dalgasıyla ıslandığı, kimsenin adisyon açmadan sizin söylediğiniz çay, kahve miktarına güvenip hesap aldığı, sabah martı ve serçelerle beraber kahvaltı edilip gazete değiş tokuşlarının yapıldığı bu anı küpü mekan artık yok.
Bu yıkımdan bir kaç gün önce de Alen çıkıp Çarşı Taraftar Grubunu feshettiklerini açıkladı. Bunlarla ne alakası var diyebilirsiniz yalnız ben artık Beşiktaş komplo teorilerini ciddiye alır bir ruh haline geldim. Bütün bunlar benim kafamda birleştiğinde, yazımın başlığı kocaman bir konuşma balonu olup çıkıyor kafamdan...
devamı
Perşembe, Haziran 05, 2008
Beşiktaş'a Ne Oluyor?
Labels:
alen,
beşiktaş,
çarşı,
çay bahçesi,
eski tütün deposu,
haber34,
ilçe,
semt,
tansel akdan
Cuma, Mayıs 30, 2008
Deniz Rezervleri Şimdi !




Greenpeace gemisi Arctic Sunrise Kıbrıs Kanalı'nda orkinos teknelerinin öfkesiyle karşı karşıya kaldı.Saldırıya uğrayan Greenpeace Arctic Sunrise gemisi mürettebatına destek vermek için BEN DE GEMİDEYİM diyebilir, hemen gemide yer alabilirsiniz!
Arctic Sunrise'a canlı görüntüler için canlı web kameramıza bağlanabilirsiniz! Güverteye hemen göz atın!
Labels:
çevre,
deniz,
greenpeace,
greenpeace saldırı,
orkinos tekneleri
Çarşamba, Mayıs 07, 2008
hıdrellez.. ahırkapı şenlikleri

Sultanahmet Meydanı’ndan Ahırkapı’ya doğru yaklaştıkça duyulan müzik sizi heyecanlandırmaya başlıyor. Günlerden hıdrellez ve Ahırkapı’dayız. Bilmeyenler için hemen anlatalım. Sultanahmet ve Ayasofya arasından Marmara’ya doğru ilerlerseniz yol sizi Cankurtaran ve Ahırkapıya götürecektir. Tipik eski İstanbul semtlerinde yürümeyi, bulunmayı özlemiş binlerce İstanbullu Hıdrellez şenlikleri için ordaydı. Ve tabiî ki bizde…
Şenlikler dışında da tarihi yarımada sokaklarında yürümeyi seven biri olarak Hıdrellez şenliklerinde o dar sokaklarda o kadar insanı görmekten ilk başta ürktüm. Sonra insanların bir araya gelmesinden sadece valiler ve başbakanlar korktuğunu hatırlayıp kendime akıntıya bıraktım.
Her köşede başka bir orkestra, her köşede başka bir keyif zaten sizi anında büyülemeye yetiyor. Organizasyonun sağlam ve titiz ellerde olduğunu hemen fark ediyorsunuz. Yiyecek ve içecek ihtiyacı, hem organizasyon tarafından satılan kuponların stantlarda takası ile, hem de Ahırkapı ahalisinin tezgâhlara çıkardıkları ile sağlandı. İşte ahalinin sunduğu yiyecek içecek hizmetlerinden yararlanmak üzereyken, ekmek arası sucuk sayısını yeterli değil diye pazarlık ederseniz, çingene satıcıdan “Sende bizdensin herhalde hadi verelim bir sucuk daha.” diye laf da yiyebiliyorsunuz.
devamı..
Cuma, Mayıs 02, 2008
Başkalarının Hayatı (Leben der Anderen, Das)
İstanbul şehri, değerli yöneticileri sayesinde, huzurlu, rahat bir gün geçirdi. Kimse yaralanmadı, kimseye şiddet uygulanmadı, esnaf ve halk, hastası sağlamı hiç ama hiç kimse zarar görmedi. Yani bunların hiç birini "provakatörlerin" yapmasına izin verilmedi. Bizzat kendimiz yapalım başkasına bırakmayalım dediler heralde. E tabi bunları işçiler yada kim oldukları bell olmayan provakatörler yapmadığı için de yüce hükümetimiz ve emirlerini uygulayan zevat rahat bir uyku çektiler sanırım.
Gergin, hapşırıklı, geniz yanmalı,hüzünlü ve sinirli bir 1 Mayıs gününün gecesinde seyredilen filmin adı Başkalarının Hayatı (Leben der Anderen, Das). 80`lerin ortasında Doğu Almanya`dayız. Hikaye çok bildik bir konu üzerinde şekilleniyor. Yöneticilerin kendi çıkarları için bürokraside etkili olması. Nedendir bilinmez çoğu ülkenin bürokratik personelide buna hazır ve nazır beklemektedir. Biri gelsede devlet için şunu yapacaksın dese ve ben devletle alakası olmadığını bilmeme rağmen, tam bir görev bilinciyle buna çanak tutsam, ortak olsam diye. Yoksa olayın "sosyalist devlet", "faşist devlet" yada "demokratik devlet" ile pek bir alakası yoktur.
Meselemiz insan ve anlaşılmaz davranışları. Bknz, Deney (Experiment, Das) filminde gördüğümüz, insanın ne hallere girebileceği. Başkalarının hayatına müdahele ve başkalarının hayatın da yer almak zarar vermek ve belki de başkalarının kaderini değştirmek.
Polisin sokakta tanımadığı masum insanlara gaz bombası, plastik mermi ve copla saldırmasını sadece emir kavramı ile açıklayamıyorum. Karşısında ki ülkesini işgal etmiş bir düşman yada sevdiği birine zarar vermiş bir insan değilse bir insan böyle bir şiddeti bu kadar rahat nasıl uygular. İnsan insana bunu nasıl yapar.
Görüldüğü üzere bahsedilen; gergin, hapşırıklı, geniz yanmalı, hüzünlü ve sinirli bir 1 Mayıs gününü çok da arkada bırakamamış, metni kaleme alan.
Boşverelim de güzel bir filmi anlatmaya devam edelim o zaman.
Başkalarının Hayatı (Leben der Anderen, Das) filminde anlatılan tam da böyle bir ortamda bir insanın nasıl insanlığını hatırladığı. Emir, görev ve devlet kavramlarından sıyrılan iyi bir insanın hikayesi.
Filmin bir sahnesinde, sakıncalı görülen yazarımız, piyanonun başında kendisine hediye gelen bir sonatı karşısına alıp çalar ve şöyle der: "Bu müziği dinlemiş birisi, yani gerçekten dinlemiş birisi hala kötü olablir mi ?" Bu sırada evini dinleyen devlet görevlisinin gözünden yaş aktığı görülür.
Panzehir niyetine yada öylesine izlemenizi tavsiye ederim. Tabi 2006 yapım bu filmi benim gibi geç farketmediyseniz.
2007`de Oscar`da en iyi yabancı film adaylığı, 2007 Altın Küre`de en iyi yabancı film adaylığı, 2006 Avrupa Film Ödülleri`nde en iyi film, en iyi erkek oyuncu ve en iyi senaryo ödülleri gösteriyor ki benim gibi düşünenler çoğunlukta.
Filmin Ayrıntısı
Gergin, hapşırıklı, geniz yanmalı,hüzünlü ve sinirli bir 1 Mayıs gününün gecesinde seyredilen filmin adı Başkalarının Hayatı (Leben der Anderen, Das). 80`lerin ortasında Doğu Almanya`dayız. Hikaye çok bildik bir konu üzerinde şekilleniyor. Yöneticilerin kendi çıkarları için bürokraside etkili olması. Nedendir bilinmez çoğu ülkenin bürokratik personelide buna hazır ve nazır beklemektedir. Biri gelsede devlet için şunu yapacaksın dese ve ben devletle alakası olmadığını bilmeme rağmen, tam bir görev bilinciyle buna çanak tutsam, ortak olsam diye. Yoksa olayın "sosyalist devlet", "faşist devlet" yada "demokratik devlet" ile pek bir alakası yoktur.
Meselemiz insan ve anlaşılmaz davranışları. Bknz, Deney (Experiment, Das) filminde gördüğümüz, insanın ne hallere girebileceği. Başkalarının hayatına müdahele ve başkalarının hayatın da yer almak zarar vermek ve belki de başkalarının kaderini değştirmek.
Polisin sokakta tanımadığı masum insanlara gaz bombası, plastik mermi ve copla saldırmasını sadece emir kavramı ile açıklayamıyorum. Karşısında ki ülkesini işgal etmiş bir düşman yada sevdiği birine zarar vermiş bir insan değilse bir insan böyle bir şiddeti bu kadar rahat nasıl uygular. İnsan insana bunu nasıl yapar.
Görüldüğü üzere bahsedilen; gergin, hapşırıklı, geniz yanmalı, hüzünlü ve sinirli bir 1 Mayıs gününü çok da arkada bırakamamış, metni kaleme alan.
Boşverelim de güzel bir filmi anlatmaya devam edelim o zaman.
Başkalarının Hayatı (Leben der Anderen, Das) filminde anlatılan tam da böyle bir ortamda bir insanın nasıl insanlığını hatırladığı. Emir, görev ve devlet kavramlarından sıyrılan iyi bir insanın hikayesi.
Filmin bir sahnesinde, sakıncalı görülen yazarımız, piyanonun başında kendisine hediye gelen bir sonatı karşısına alıp çalar ve şöyle der: "Bu müziği dinlemiş birisi, yani gerçekten dinlemiş birisi hala kötü olablir mi ?" Bu sırada evini dinleyen devlet görevlisinin gözünden yaş aktığı görülür.
Panzehir niyetine yada öylesine izlemenizi tavsiye ederim. Tabi 2006 yapım bu filmi benim gibi geç farketmediyseniz.
2007`de Oscar`da en iyi yabancı film adaylığı, 2007 Altın Küre`de en iyi yabancı film adaylığı, 2006 Avrupa Film Ödülleri`nde en iyi film, en iyi erkek oyuncu ve en iyi senaryo ödülleri gösteriyor ki benim gibi düşünenler çoğunlukta.
Filmin Ayrıntısı
Perşembe, Mayıs 01, 2008
Cuma, Nisan 18, 2008
zardanadam reload..
grubun vokalisti Erbatur Çavuşoğlu'nun müziğe tekrar dönme kararı Tolga Kaya'nın Londra'dan dönmesiyle grup yola devam diyor..
Perşembe, Nisan 17, 2008
minyatür gül
Bugün Tansaş'da dolaşırken fevkal bir şey gördüm ve aldım. Kendileri Gül diye tabir ettiğimiz çiçek. Bunda bir fevkaledelik yok diyebilirsiniz. Ama insanın ofsinde canlı bir gül olması çok güzel geldi bir anda. Çiçeğin esas çekici tarafı minyatür olması. Bunda da bir gariplik yok diyenler daha fazla beni yormasın . Ben ilk defa bu kadar küçük bir gül görüyorum. Üstelik canlı. 3 tane açılmış bir tane yarı açılmış ve iki tane de goncesı var minnacık çiçeğimin.
Yukarda da rezidanslı gökdelenli manzarasında gülleirmi görmektesiniz.

Boyutları açıklayıcı olsun diye kurşun kalemli fotoğrafını bile çektim size ( Hep arkeologların buldukları çisimleri boyutu anlaşılsın diye pil ya da kalem gibi materyaller ile fotoğraflamasına özenmişimdir)

Labels:
gökdelen,
gül,
haber34 tansel,
mini roses,
minik güller,
ofis,
rezidans,
rose,
tansaş
Perşembe, Nisan 10, 2008
YUHU - Aldattın Beni Sen
Bizim neslin çok sevdiği bir gruptu. Kendilerinden uzun zamandır haberim yok ama en ünlü parçaları canı çekenler için burada beklemekte..
Çarşamba, Nisan 09, 2008
Çarşamba, Nisan 02, 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)